Sayın
Ümit Özdağ,
İçeriğini ve detayını bilmediğiniz konularda siyaset yapmak sizin en iyi bildiğiniz yanınız olduğunu ben biliyorum da halkımız bilmiyor.
Sayın Ümit ÖZDAĞ,
Aydın’daki tüm il teşkilatlarınızın kapandığı bir dönemde beni ısrarla aratarak genel merkeze davet ettirdiğinizde;
Size benim siyasi bir hareket içinde olamayacağımı, benden siyasetçi olmayacağını, benim yalnızca Atatürk çizgisinde Türk milliyetçisi olduğumu beyan etmeme, siyasi bir ikbal veya makam beklentim olmadığı gibi asla siyasi bir aday olmayacağımı, dolayısıyla herhangi bir siyasetçi tarafından Türk milletinin çıkarı ve menfaati doğrultusunda olmayan, kendi şahsi ikbali, makamı ve geleceği için herhangi birisinden asla talimat almayacağımı söylememe rağmen;
“Bunu senden siyaseten değil, Milli Mücadele için istiyorum. Aydın’daki teşkilatları toplamanı istiyorum. Sana talimat verebilecek tek kişi benim.” dediniz mi?
Sayın Ümit Özdağ,
Tüm zorluklara ve engellemelere, tehdit ve baskılara rağmen partinizi Aydın’da temsil etmek için birçok il teşkilatınızın başaramadığını başardım mı?
Sizi olmasa da Atatürkçülüğü ve Türklüğü savunduğunuzu düşünerek partinizi her platformda savundum ve temsil ettim mi?
Bir kez bizzat makamınıza gelerek;
“Sayın Başkanım, hem temsil ettiğim sanayici iş insanları yönetim kurulu başkanlığım hem de ticari faaliyetlerim sebebiyle il başkanlığı görevimi beklenilen ve olması gerektiği şekilde yerine getiremiyorum. Bana göre makam işgal etmek devlete ve millete ihanet etmekle eş değer.” diyerek görevimden affımı istediğimde;
Bana, “Hayır, kabul etmiyorum. Yapabildiğin kadar devam et.” diyerek istifamı reddettiniz mi?
Ülkücü bir grup genç partinin standına saldırıp parti mensuplarını darp ettiğinde, İzmir’deki gençlik kolları ve ilçe başkanları darp edildiğinde bu gençlere ve teşkilat başkanlarınıza sahip çıkıp arayıp sordunuz, arkasında durdunuz mu?
Genel merkezdeki konforlu makamlarınızdan Atatürkçülük, Türkçülük, Türk milliyetçiliği, PKK, Açılım Süreci, Apo haini üzerinden hamasi siyaset ve demagoji yaparken, diğer yandan İmralı heyetinde görev alan Hüseyin Yayman’la kol kola girerek siyasi geleceğinizi garanti altına almak istediniz mi?
Bu görüntü sonrasında “Bunun şehit ve gazi ailelerimize yapılan saygısızlık olduğunu” açıktan ifade ederek istifa ettiğimde, beni arayarak 45 dakika boyunca kendinizi ifade etmeye çalıştınız, istifamı kabul etmediğinizi söyleyerek görevimin başında kalmamı istediniz mi?
Görevden ayrılmam gerekçesi olan Söke’deki ilçe gençlik kollarındaki gençlerin bilgim ve talimatım dışında Çerçeve Yasa kapsamında Kürt kökenli vatandaşların iş yeri duvarına yazdıkları yazı gerekçesiyle, “Benim böyle bir parti politikam yok, böyle gençleri partimde istemiyorum.” diyerek yine işinize yaradığı kadar gençleri yalnız bırakıp dışladınız mı?
Türk milliyetçilerinin bir araya gelerek yapacağı her yürüyüş, her eylem, her açıklama için bu tür eylem ve yürüyüşlere katılmayacaksınız talimatı vererek veya verdirerek, kendi partinizi yüceltmeyecek hiçbir toplu eyleme katılım sağlanmaması yönünde teşkilatlara kısıtlama getirdiniz mi?
Kayseri olaylarından ve cezaevine girmeden önce, “Bu ülkede siyaset yapacaksan ölümü göze alacaksın, göze almıyorsanız siyaset yapmayacaksınız.” demenize rağmen;
Cezaevinden çıktıktan sonra her defasında Kayseri olaylarından dolayı haksız şekilde tutuklandığınızı tekrar edip, siyasi eleştirilerinizde, siyasi çalışmalarınızda geri çekildiniz mi?
Sizin Kayseri olaylarındaki eylem planınızı ve talimatınızı bilen birisi olarak söylüyorum:
Sizden iyi bir akademisyen olur fakat teşkilatlarına sahip çıkan, herhangi bir siyasi ikbal beklentisi içinde olmadan yalnızca devlet ve Türk milleti adına korkusuzca siyaset yapan bir lider olmaz.
Şimdi;
Edebimle gelip edebimle ayrılarak, herhangi bir siyasi makam ve ikbal beklentisi içinde olmadan yalnızca Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçiliği ideolojim çerçevesinde hem sosyal hem de siyasi hayatıma devam etmek istediğim bir süreçte, edepsizliğe ve saygısızlığa karşı gösterdiğim tepki karşısında şahsıma karşı kullandığınız “fikri ve vicdani özürlü” açıklamanıza cevaben söz hakkımı kullanıyorum.
Yukarıda bahsettiğim tüm süreçlere rağmen istifalarımı kabul etmeyen, ısrarla görevde kalmamı isteyen, Sinan Oğan’da olduğu gibi kendi irade ve kararlarınız üzerinden hatalarınızı başkalarına mal ederek başarı elde edemezsiniz.
Benim fikri ve vicdani tarafım sizlere sadaka olarak verilseydi size ömür boyu yeterdi.
Parti mensubunuz dahi olmayan ancak parti teşkilatınız içinde özürlü durumunu ailece çok iyi kullanarak mağdur rolüne giren ve bu durumdan ekonomik çıkar sağlayanların şahsıma ve aileme karşı kullandığı, benim bu ifadeler sonrasında sert tepki gösterdiğim bir cümleyi size kullanmamı istemezsiniz sanırım.
Örneğin;
Sizin siyasi açıklamalarınız ve şahsi kararınız için;
“İhanet etti, davasını sattı, en sevdiğin tekerlekli sandalyeye muhtaç olsun.” dersem, sanırım tepkiniz benden daha olurdu.
Sizlere son bir sözüm:
Beni siyasi şov malzemesi olarak kullandığınız Süleyman Soylu ile karıştırmayın.
Partinizin başında oturun.
Önce Aydın’a vekâleten atadığınız kişiyi sorgulayın.
Sonra;
Tüm Türkiye genelinde olduğu gibi Aydın’da bir aydır kurulmayan il yönetiminizi ve üç ilçeden fazla olmayan diğer ilçe teşkilatlarınızı kurmaya çalışın.
Benden size siyasi malzeme çıkmaz.
Herkes haddini bilsin.
Bana söz hakkı doğuracak saçma sapan açıklamalarınızı, mağdur edebiyatlarınızı seçim sürecinde meydanlarda, mitinglerde kullanmak için kendinize saklayın.
Partiden ayrılıp bir başka partide siyaset yapacağımı açıkladıktan sonra her grupta gıyabımda hainlik yaptığımı, partiyi sattığımı, partiye zarar verdiğimi konuşacak, itibarım üzerinden algı yapacaklar.
Ardından bunun gerekçesini sorup, “Ben size ne yaptım? Partiye ve size nasıl bir zararım oldu? Sana hediye ettiğim akülü sandalyeden bana hakaret ediyorsun, öyle mi?” dediğimde;
“En sevdiklerin bu akülü sandalyeye muhtaç olsun.” diyecekler.
Ben küfür edip, “Yolla ulan o zaman hak etmediğin akülü sandalyeyi.” dediğimde mağdur edebiyatı yapıp menfaat ve çıkar sağlamak için karalama kampanyası yapacaklar.
Partideki herkesten alışkanlık haline getirip topladıkları paralar için de inkâr edecekler.
“Acıma yetime.” deyimini şimdi iyice anladım.
Hadi şimdi empati yapalım.
Bana bir iyilik yapacaksın ve ben senin siyasi tercihin için her platformda rencide edici, küçük düşürücü yazışmalar yapacağım.
Beni aradığında sana, “Ben senin tercihine saygı duymuyorum, sana da saygı duymuyorum.” diyeceğim.
Sen de bana, “Benim sana ve partiye ne gibi kötülüğüm oldu? Sana hediye ettiğim koltuktan bana gıyabımda hakaret ediyorsun.” diyeceksin.
Ben de sana, “En sevdiklerin bu koltuğa mahkûm olsun.” diyeceğim.
Hadi şimdi buna amin de.
İyi niyet göster.
Sonra da engelli hâlimi kullanıp bu olayı provoke ederek çıkar ve menfaat temin edeceğim.
Nasıl bir dünya, nasıl bir ahlaksa…
TARIK AKIN
ZAFER PARTİSİ ESKİ İL BAŞKANI



